Dostluk

Gerçek dostluk diye başlayacaktım yazıya aslında ama düşündüm de gerçek dostluk demek; herkese dost diyenler içindir.. Dost dediğin tek anlam içerir zaten oda açık ve gerçektir.. O yüzden gerçek dost demeye gerek yoktur. Çok farklı şeyler birbirinden. Gerçek dostluğa önem veriyorsan herkese dostum deme ve o kavramın içini boşaltma..

Hayat bazen insana o kadar ağır geliyor ki ne yapacağını bilemez hale getiriyor kişiyi. Eminim herkes yaşamıştır bu durumu. Kendimizle çeliştiğimiz zamanlar geldi hiç yok yere boşu boşuna efkarlandığımız günler oldu. İşte o anda yanınızda olmasını istediğiniz kişilerdir dostlarımız.

Hayatın bize sunduğu en büyük süprizdir bence Dost.. Çünkü böyle tam dibe vurduğun anlarda artık herşey bitti dediğin anda uzatır sana elini. Alır ve çeker seni her şeyin herkesin arasından. Bu dostluklarda yeni tanıdığın çok daha kıymetlidir sanırım. Bilindik varoluşları önemlidir elbette ama yıllar ilerledikçe insan olgunlaştıkça o zaman gerçekten seçici davranıyor. Büyüdükçe daha çok düşünmeye, öğrendikçe daha özenli seçmeye başlar insan yakınındakileri. Ne çocuk acemiliği kalmıştır artık, ne gençliğin körpe heyecanı. Artık kazanmış olur insan gerçek dostluğun anlamını, manasını.. İşte bu yüzden diyorum yeniler daha özeldir hayatımızda.

Kimileri öylesine umutsuzluğa kapılır ki dostluğa olan inancını kaybeder gerçekte dostluğun olup olmadığını sorgular duruma gelir. Umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor çünkü hiç tahmin etmediğiniz bir anda karşınıza çıkıyor ve sizin o zor günlerinizde yüzünüzü güldürebiliyor ki zaten öyle de oluyor.

Genellemek istemiyorum ama hayatımızın olmazsa olmazı.. Yaşadığımız yüzyılda sahip olduğumuz en büyük lükstür dostluk. Çok zor bulunuyor, aramakla da bulunmuyor o gelip o zor anınızda sizi buluyor bunu öğrendim.  Ama gerçekten o samimiyeti hissettiğinizde onu kaybetmekten korkmalısınız. Yada düşündüm de korkmamalısınız yaa. Dost bu ya kaybetme korkusu onda son bulmalı. Ağzımıza her geleni de söylesek, moralini de bozsak demediğimizi bırakmasak bile dost bu umurunda değildir ki ? Zaten gerçek dostlar birbirlerini hiçbir zaman gerçekten kıramazlar. Karakterlerine bağlı olarak çok kötü sözler de söyleseler o sözlerin hiçbirini içten söylememişlerdir. O kadar laf söyler bi sırıtır sende sırıtırsın olay orda biter işte.. İyi bilirler dostlar bunları… Kaybetme korkusu olmaz ama değerlerini çok iyi bilmek gerekir.

Yani böyle her iyi anlaştığın her iyi vakit geçirip beraber gülüp eğlendiğin dostun değildir. Arkadaşın olabilir yada yakın arkadaş denebilir ama dost diyorsan eğer o senin en berbat halini de bilip kabullenebilen kişidir. Bir insanı böyle her haliyle en iyi gününde olduğu gibi en kötü anında da kabul etmek herkesin yapabileceği bir şey değildir. Herkes yapamadığından dostlukların sayısı az, özü fazladır.. Denmemeli işte benim 3-5 dostum var diye. Bu yanılgıya düşmemeli insan. Hepsi işte “ sanal “ insanları “ reel “ gördüğümüz geçici körlüğümüzdür. Bu Dost sıfatını öyle olmadık insana/insanlara yakıştırıp sonra kendimizi de değerli sanabiliyoruz bazen. Ne kadar dost dersen de laftan öteye geçmiyor(muş). Sadece ortak yaşantıların bir araya getirdiği insanlar olarak zamanın gerektirdiklerini yaşıyoruz. O hani beraber dökülen gözyaşları, birlikte yapılan salaklıklar herşey işte herşey bir cümle ile çıkıverir hayatınızdan işte o zaman geride sadece mide bulantısı bırakır.

O zaman ney yapıyormuşuz her önümüze gelene, her güzel vakit geçirdiğimiz bişeyler paylaştığımız, en çok vakit geçirdiğimiz kişilere hemen “ dost “ sıfatını yakıştırıp o bu saf kavramı kirletmiyormuşuz.

***

Hani denebilir dost olmak yıllar sürer diye ama hiçte öyle değilmiş. Gerçek dost samimiyetine o anda inandığın o denli de güvendiğin kişiyi karşında görmekmiş. O en zor anında onun varlığını her zaman yanında hissetmekmiş. Çevrendeki herkese geçirdiğin süreyle orantılı olarak yakınlaşırsın ya dost böyle değil işte, farklı çok farklı bişey.. Belki tanışmanın üzerinden 1 hafta geçer ama yılların arkadaşlığını samimiyetini yaşayabilirsin o kişiyle. İnsana tüm yaşanan yalan arkadaşlıkları, çıkara dayalı dostlukları bir anda silip attırabiliyor. İşte maneviyattır böyle dostluk zamana bağlı değildir ki. Maddeden vazgeçmek de bu olsa gerek. Nasıl oluyor bilmiyorum ama kendine güvendiğinden çok güvenebiliyorsun o dost yerine koyduğun kişiye. Kendinden bile şüphe ettiğinde ondan edemiyorsun bu böyledir yani..

Şimdi yazsan yazılmaz anlatsan anlatılmaz. Dost öyle bişey ki umutsuz bir vakaya dönüşeceğimiz anda bizi gece gece güldürmeyi başarabiliyor. Kan bağınız olmadığı halde kardeşiniz yerine koyabiliyorsunuz. Bazen kardeşinizden yakın bile olabiliyor bu dost kişisi.  Niye diyecek olursanız kardeş zorunlu kardeşlik ama dost seçilmiş kardeş oluyor. İnsan gerçekten o kadar masumane bir sevgi ile seviyor ki dostunu kimseyle paylaşası gelmiyor..

O dost ki işte gülmeyi unuttuğumuz anda bize gülmeyi tekrar hatırlatabiliyor. Şu dünyada bir insanın herşeyidir dostları. Saçmaladığımız zamanda sıkılmadan dinleyebiliyor gerçekten böyle 100 kere anlatsan birdaha ki anlatmanda tavana bakmaz eminim. Ne kadar saçmalarsan saçmala işte sabırla dinliyor ve öğüt verebiliyor. Diyecek sözü kalmadı mı ağlıyor be abi seninle birlikte ağlayabiliyor.. Daha ne olsun da ? İşte benim canım yandığında gerçekten onun da canı yanıyor, hissettiğim acıyı benim kadar belki benden daha fazla yüreğinde hissedebiliyor.. Aynı şekilde ben mutlu olduğumda benim başarılarıma benden çok mutlu olabiliyor. Oysa bir başkasının sevincine, başarılı olmasından doğan mutluluğuna kıskanmadan ortak olmak her babayiğidin harcı değildir. Dost ya hani bu git dersiniz gitmez, ittiğinde sarılır insana. Herkesten kaçmak istediğinizde sizi hiç bırakmaz ki hayır diyemezsiniz dostlarınıza. Bunların hepsini içten ve menfaat beklemeksizin sevgiyle yaparlar.

Hani karşında işte konuşurken birşeyler anlatma gayreti içine girmene de gerek kalmıyor çünkü gözlerinden anlayabiliyor. Ses tonundan ne demek istediğini ne halde olduğunu o kadar iyi anlıyor, beni en az benim kadar düşünebiliyor ! Garip gibi geliyor ama öyle be valla düşünüyor. Canın sıkkın moralin bozuk olur ya hani herkes sorar “ Nasılsın ? “ diye.. “ İyiyim yok bişeyim “ der az bi tebessüm edersin geçer gider. Ama dost öyle değil abi.. Nasılsın dan önce gördüğü anda ( görmese bile hissedebiliyor ) “ İyi misin ? “ sorusunu yöneltiyor. “ İyiyim gerçekten iyiyim “ diyip kahkahalar bile atsan biliyor içini iyi olmadığını biliyor ya anlıyor…

Sadece iyi gününde yanında mutluluğunu paylaştığın insanlar gibi değiller işte. Asıl için kan ağlarken yanında olup tüm derdini, tasanı paylaşır, acını gerçekten hissedebilir. Öylesine bir güven vardır ki dostluğunda temelidir. Bu güven ufacık da olsa kırılsa, dostluk tehlikeye girer, hiçbir şey eskisi olmaz dostlukta..

Sizi böyle sadece işi düştüğünde aramıyor/mesaj atmıyor çünkü ne çıkarı var nede altında yatan başka bir sebep.. Sırf merak ettiği için sesinizi duymak istediği için yada bir mesajınızla iyi olup olmadığınızı kontrol etmek için hepsi.. Çok saçma bir konu hakkında yersiz bir yerde mesaj atabiliyor mesela sırf acaba nasıl diye merak ederek..

Dost ya hani bu ama her zaman yanınızda olmayabiliyor. Belki haftada bir belki ayda bir görüşüyor olabilirsiniz. Her gün konuşup görüşmeseniz de varlıklarının huzur ve mutluluk veriyor ve her zaman var olacaklarını biliyorsunuz. Arkadaşlarınız gibi belki dostunuzla gülüp eğlenemiyorsunuz, arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanın binde birini bile geçirseniz dostunuzla yinede hiçbir sorun yoktur. Yanınızda işte olmasa bile hissettirebiliyor size her zaman yanında olduğunu.

Velhasıl kelam her insana nasip olmayacak hazinelerdendir. Her insanın hayatında en azından bir yahut iki tane olmasını dilediğimdir. Çok olmasına lüzum yok, zaten olamaz da.

Kadın Olmak

Üzerine kitaplar yazılsa da; anlaşılması çok kolay olan varlıklardir kadınlar. Toplumda, konumlandırıldiklari yerin, erkekten sonra geliyor olması nedeniyle, birçok acılar yaşıyor hayatta.

Bir materyal gibi görülen, her türlü özgürlüğü sınırlandırılan ve git gide hayattan daha da soyutlaştırılmaya çalışılan kadınlar; başka bir pencereden bakıldığında, aslında birçok rengi bir arada sunabilecek canlılık’talar.

Bir küçük maviden sonsuz bir gökyüzü çizebilirler örneğin. Ya da bir yeşilden kocaman bir orman yaratabilir. Toplumsal baskı ile sindirilen olmasalar; yürekten istediklerinde, her şeyi başarabilecek güçteler.

Bu zamana kadar birçok darbe aldı kadınlar. Dayak yediler, tecavüze uğradılar, sömürüldüler ve hatta öldürüldüler. Toplumdan dışlanma korkusu ile çoğu zaman yaşadıklarını itiraf bile edemediler.

Değer bilmez ellerde, hoyratça hırpalananlar oldu içlerinde. Küçük bir busenin daha çok yakışacağı pembe yanaklarında, tokat izi vardı bazılarının. Fiziksel acıdan çok, yürektendi acıları. Ağlamaları, sistemin beyinlerine kazıdığı ‘suçluluk’ duygusundandı.

Dünyaya yanlış türde geldiğini düşünerek, kadere lanet etti bazıları. Oysa kötü kaderleri yaratıcıdan değil, kadını değersiz gören sığ insanlardandı.  Erkek olsa; yolda yürürken, kirli gözleri üstünde hissetmeyecek, kirli ağızlardan dökülen cümleleri duymak zorunda kalmayacaktı. Öyle sınırsız bakışları vardı ki o gözlerin; bazı kadınlar o an, orada canını sonsuzluğa teslim etmekten korkmazdı.

Bakışlardan daha da ileri gidenler oldu cesurca. Bir dokunuşta hazzın doruğuna ulaşacağını düşünen eller, sallandı kadının kalçalarına hoyratça. Bir başkasının bedenine, izinsiz müdahale etme hakkını gördü sığ erkek kendinde. O güçlüydü, soyu farklıydı ve kendini temizleyebilirdi birçok anlamsız nedende. Kadın da; onu suçlayan erkek gibi kendini suçlamayı seçti. O saatte, orada olmamalıydı. Kadın, istediği an dışarı çıkamazdı, çıkmaması gerekirdi…

Tecavüze uğrayan bir çocuk, ‘kendi isteği ile ilişkiye girdi’ damgası yedi bu ülkede. Henüz kendi vücudunu keşfedememiş bir bedene, ‘sen de istedin’ dendi utanç duymadan. Hem çocukluğu alındı kızın elinden, hem de hayalleri. Sönen umutlarının küllerini kimse görmedi. Sustu çocuk… Diğer tüm hemcinsleri gibi sustu ve kabuğuna çekildi. Haykırmış olsa tüm gücüyle, sesini hangi yozlaşmamış yürek fark ederdi? Algılarını başkalarına teslim etmiş ruhlar, küçük bir kızın acısını hangi dilde duyabilirdi? Onda açılan bu yara, gelecekte herkesi etkileyecekti. Ancak, hiç kimse, o kızın topluma kattığı yarayı göremedi…

Kadına, ‘tecavüze uğrasan da, doğuracaksın bebeğini’ dendi dalga geçercesine. Söylendi ki; ‘sen bakmasan da biz bakarız senin bebeğine’. Rahatlamalı mıydı bilemedi kadın. Oysa yalnızca doğurmak mıydı zor olan ya da bakmak mıydı doğurduktan sonraki süreçte? Kadın, bedenine zorla zerk edilen canlıya alışabilecek miydi? Genlerine şifrelenen anne şefkati, onu kabullenmesine yetecek miydi?  Ve ona her baktığında, geçmişi hatırlamadan yaşayabilecek miydi? Kimse sormadı bunları kadına. Çünkü ne hissettiğini önemsemedi. Sonuçta bu konuları, kadından çok; onlar bilirdi!

Kırmızı ruj, tahrik edici bir unsur sayıldı kadın dudağında. Yasak getirildi hemen kırmızıya. Kırmızı, davetkar bir renkti kör beyinler için. Algısı kayık bir zihinde, bambaşka anlamlara bürünebilirdi. Peki; burada suçlu kimdi? Kırmızı ruj süren kadın mı, yoksa bir renkten tahrik olan garip beyin mi? Alışılmış bir şekilde, kadın suçlandı yine farksızca. Oysa bir rengi tahrik unsuru olarak görenler düşünmediler; nasıl dururdu kırmızı ruj, bir eşeğin dudağında!

Kadın zeki yaratılmıştı aslında. Korkulan bir tarafı da vardı üstelik güdüsel anlamda. Aklına koyduğu bir şeyi gerçekleştirmek kolaydı kadın için. Destek verilse, dünyayı değiştirebilirdi çok kısa zamanda. Kadın, baskılandı kendini güçlü gören erkek tarafından. Çünkü erkek, korktu toplumdaki konumunun sallanmasından. Ve kadın dokunuşunu katmaya çalıştığı her noktada, barikatlar buldu karşısında…

Bıkmadan, korkmadan ilerlemeyi seçmeli şimdi kadın. Kirli zihinlere, tüm asaletini şifreleyene kadar savaşmalı bu yolda. Her yaralı kadında görmeli kendi kadınlığını ve bir bütün olmalı diğer tüm kadınlarla. Bir başkasının komutlarıyla yaşamaktansa, özgürlüğüne kanat açmalı kadın. Yıllarca bastırılmış tüm kadınlar için haykırmalı gerçekliğini. Elinden alınmak istenilenleri, sımsıkı kavramalı ve bırakmamalı asla. Kadın olduğu için, her suçun sebebi görmemeli kendini. Ortak yaşamanın değerini anlatmalı her fırsatta

Kendi gücünü keşfetmeli ve karşısında duran hasta ruhlara, şifasını zerk etmeli kadın.

Genlerine şifrelenen iyileştirici yönünü bilmeli kadın.

Eğitilmeli, eğitmeli kadın. Çünkü bir kadının eğittiği beyin, hasta bir ruha ev sahipliği yapmaz asla…

Platonikkk

tanım: aşkın en doğal, en masum, en güzel ve aynı zamanda en acı veren hali olan ve çeşitli nedenlerle de yaşanması mümkün olmayan ya da bir şekilde öyle görünen karşılıksız sevginin hayallerde yaşatılmış sevgilisine yazılmış yazılardır. . .
………………………………….

haberin yok ve bir gün olacakmı bilmiyorum ama, adının baş harfini bile duyduğumda içimden bir şeyler kopacak gibi hissediyorum. ismin aklıma geldiğinde kalbim parçalanacak gibi oluyor. yüzün tanrı’nın şimdiye dek yarattığı en muhteşem ve kusursuz sanat eseri…
aslında seni nasıl anlatacağımı bilmiyorum. sen en usta bir edebiyatçının cümlelerle anlatamayacağı ve en duygulu şairin imgelerle tasavvur edemeyeceği kadar gizemli, kusursuz ve mükemmel bir varlıksın. seni düşünmeye dahi kıyamayıp hayalini bile zihnime layık göremezken seni kelimelere dökme gafletine düşmeyeceğim. çünkü belki de güzelliğinin ve iyiliğinin sersemliğinden en baştan başaramayacağıma dair derin ve değişmesi imkansız görünen lanetli bir inanç beynime saplanmış vaziyette…
işte böyle bir vaziyet-i ahval içinde içimde olan bitenleri bir süre daha gizlemeye devam edersem beni daha da yaralayıp bu içinden çıkılamaz hali cehenneme çevireceğinden bir şekilde dışa vurmak adına sıkıntımı ifade etmeyi deneyeceğim.

senden sebepsizce ve ölesiye korkarken, hislerimi sana sezinletecek kadar bile adamakıllı cesarete sahip olamamakla birlikte bu cesaretsizliğin korkaklık değil, seni görür görmez ruhumda beliriveren bir tür iç güdüsel ve kendiliğinden oluşan can yakıcı ama bir o kadar da hoş olan o büyülü hali çocuksu ve içten bir masumiyetle içselleştirip, ruhumdaki daha önce de üstünkörü bir şekilde dikkatine vardığım, ama gözlerini gördükten sonra adeta hayatı boyunca görmek istediği bir şeyi beklemediği anda mucizevi bir edayla görüp yaşadığı manevi coşkuyla heyecanlı bir bakış açısının mağrurca kişiliğine yerleşmesini isteyen
ve “ertelenmişlikler yüzünden de yaşanamamışlıkların” iç burkucu pişmanlıklarıyla sarsıcı bir şekilde yüzleşen insanın o gizemli haline benzer şekilde cereyan eden ruhiyatın gerçek boyutunu kavrayamamanın verdiği telaş olduğunu söylemek istiyorum..

ve bilirsin, bazı insanlar vardır. içinde olan bitenleri istediği gibi ifade edip sahici kişiliklerini yansıtamazlar. aşkla ilgili bazı korkuları ve saplantılı endişeleri vardır. bunun oluşturduğu çekingenlikleri de bir türlü yenemezler. belki bu bazen karşı tarafla da ilgilidir. ancak her ne olursa olsun, sevginin kutsal olduğuna inanan biriyim. ama gerçek sevginin…
ben sana olan sevgimin gerçek olmadığına ve senin aşırı derecede hoş ve de güzel olmandan kaynaklandığına kendime inandırmaya çalışarak bunun bir tür yanılsama olabileceğini beynime anlatmaya çalıştım. seni ilk gördüğüm andan beri… ancak aklımın böyle düşünmesi kalbim açısından bir anlam ifade etmiyordu. bunu her ne kadar kendime kabul ettirmeye çalışsam da ikna olamadım. ve geceler, saatler, günler böyle geçti işte…
seni düşünmekten uyuyamadığım bir gecenin sabahında mosmor gözlerle kalkıp uyanır uyanmaz aklıma sen geldiğinde bile buna aşk dememek için bütün gücümle çabaladım, olmadı..

öyle de bir an geldi ki, aynı zamanda bunun imkansız olabileceğini bile bile artık içime sığmaz hale geldiğini umut ve umutsuzluk arasındaki ince bir çizginin iç burkucu kırılganlığıyla anlamaya başladım. sen önce bir kor, ardından da can yakıcı bir ateş oldun ki bunu söndürecek tek şeyin nefesin olduğu hayli açıkken ben onu karamsar düşüncelerimin karanlığıyla örtmeye çalıştım. ama karanlık ateşi örtmezdi. ben yine de bu ateşi söndürmek yerine saklamayı tercih ettim. lakin bu nasıl mümkün olabilirdi ki?.. bu ateş varlığımı bütünüyle kaplamıştı ve rüzgarın da etkisiyle daha da kızışıp seni göremediğim her saniye beni daha da eriten bir hal alıyordu.
bu rüzgar gözlerindi.. ahh o gözlerin…

kalbime öyle bir dem vurdu ki gülümseyişin, belki öylesine ve sıradan bir gülümseyişti bu… ama bir süre hayatın tek anlamı oldu bu gözümde.
gözlerin aklıma kazındı işte. nedensizce, sorgulamadan ve masumca…
bu masumiyeti hor görme n’olursun ve yadırgama.

şu zamana kadar böyle duyguları hiç yaşamadım ben. yaşayabileceğimi tahmin bile etmezdim. çevremde buna benzer şeyler gördüğümde umursamazca içimden güler geçerdim. benim başıma gelince gerçek olabileceğini anladım. demek ki böyle şeyler sahiden varmış. kalbime böyle saplanan ilk kişi oldun sen.
bu duyguyu bana yaşattığın için sana teşekkür ederim..
bana hayatın güzelliklerini fark ettirdiğin için teşekkür ederim..
ve bana 1 saniyeliğine de olsa başını omzuma koyup o güzel saçlarına dokunmamın hayalini kurdurttuğun için teşekkür ederim.
bana aşkın ne demek olduğunu öğrettiğin için teşekkür ederim..

belki de her şeyin ilacı olan zaman bu derdime de bir çare olacaktır. seni aklımdan çıkarmaya kararlıyım ama bu çok zor. başarabilir miyim bilmiyorum.
fakat her şeye rağmen allaha senin gibi bir eserini bana gösterdiği için minnettarım.
evet, tanrıya minnettarım, ama aynı zamanda garip bir şaşkınlık içindeyimde.. senin gibi mükemmel bir varlıkla benim gibi bir mahlukatı aynı yerde yarattığı için..
inan bunları taa gözlerinin içine bakarak söylemeyi o kadar çok isterdimki.. ve daha birçok şey söylemeyi de isterdim sana. ama anla beni, o büyülü güzelliğinin karşısında bu gücü kendimde nasıl görebilirim? ve daha da önemlisi;
ben sana layik miyim ki?

belki de biz aynı puzzle in birbiriyle alakasız parçalarıyız. sen güneş ve ben de puzzle in kenarındaki renk uyumu için yaratılmış bir parçadan ibaretim. ama olsun, seninle aynı yerde olmak ta benim için mutluluk verici..
anlıyorsun umarım; aklıma geldikçe gözümde daha çok büyüyor ve imkansızlaşıyorsun.

senin benim duygularımla uzaktan yakından alakalı olmadığını biliyorum. ayrıca senden herhangi bir beklentim de yok. seni seven masum bir kalp olduğunu ve seni bütün varlığıyla sevip sevmeye devam edeceğini, onun seni yaratandan senin için en güzelini ve en hayırlı olanını bütün benliğiyle ve saf duygularıyla dilediğini bil, yeter…
sevgiyle kal, hoşça kal…

Sevmiyorsanız Oyalamayın

Eğer birinin sizi sevdiğini hissederseniz ve onun sizi sevdiği gibi sevmiyorsanız; o insanın vaktini çalmayın. Çünkü eğer erkenden giderse o insan “seni tanımak güzeldi” der. Ama sizinle uzun zaman harcarsa “ seni tanımak ne kadar da yorucu, ne kadar da berbat bi şeymiş, ne çok kırdın” der.

Herkes ilgi görmek ister, herkes ilgi görünce mutlu olur. Ama bazı duygular vardır ; saf, temiz ve kötülük görmemiş duygular. İşte o duyguları ve insanları, kendi ilgi ihtiyacınıza kurban etmeyin. Zira yeterince kirli duygu var.

Seviyorsanız mücadele edin sevmiyorsanız oynamayın…

Aşk Bir Gün Biter


Bir insanı uzun süre hayatınızın merkezine koymak yapılabilecek en büyük hatalardandır. Neden mi ? Çünkü her filmin bir sonu olduğu gibi her aşkta bir gün biter herkes gider. Elimizde kalansa sadece 1 avuç anıdan fazlası olmaz çoğu zaman. Her gözünüzü kapattığınızda saçları, gözleri, gülüşü, elleri beliriyorsa o kara boşlukta ya da eski bir fotoğrafa gözünüzü kırpmadan saatlerce bakmaya başladıysanız muhtemel sonunuz acı dolu günler belki haftalar belki aylar… Peki o kişi değer mi kendinizi bu kadar yıpratmanıza, siz gece yastığınızda onun için göz yaşı dökerken büyük ihtimalle giderken olduğundan daha da umursamaz bir şekilde kendini eğlendiriyor ve siz aklının ucundan bile geçmiyorsunuz. Biraz zor aynı zamanda da acı olsa da yapılabilecek bir şey var kendini toplamak ve her şeyin karşılıklı olduğunu kabullenmek. Sizi umursadığı kadar umursamak, çabaladığı kadar çabalamak Ve muhtemelen en zoru sevildiğiniz kadar sevmek. En önemli şey teraziyi eşitlemek bu konuda. Hiç kimse en iyi, kusursuz ve vazgeçilmez değildir. Ancak daha iyi olmak kişinin elindedir. Kimisi farkına varır gerçekten çabalar uğraşır kimisi de değiştiğini idda ederek gerçek kişiliğinin üstünü yalanlarla örter. İnanmayın ikiside verilecek bir şansta sizi daha çok yıpratmak için elinden geleni yapacaktır. Tabii inanıp inanmamak size kalmış. Ama bence önünüze bakın, zaten hiç bir zaman ilk başlarda olduğunuz gibi olamayacaksız, güzel günler sadece anılarda kaldı. Geçmişi geçmişte bırakın ve kendiniz için bir şeyler yapın

Aşk Nedir?

Gerçek aşk nedir? Hemen herkes gerçekten aşık olduğunu düşünse bile aslında gerçek aşkın ne olduğunu bilen insan sayısı düşündüğümüzden çok daha azdır.

Aşkı bilmek için ilk başta kişinin kendini tanıması ve kendini sevmesi gerekir. Kendi sınırlarını bilmeyen, kendini tanımayan insanların gerçek aşka ulaşması imkansızdır. Bu tip insanlara sadece aşık olduklarını sanırlar ama gerçekte yaşadıkları bu durum aşk değildir. Herşeyden önce aşkın bir bağlılık olduğunu düşünenler hata yaparlar. Aşkın insanları özgür kılması lazım. Sahiplenmek ise aşka vurulacak en büyük darbedir. Eğer sevdiğiniz insanı sahipleniyorsanız onu kendi malınız gibi görüyorsanız bu aşk değildir.

Aşk karşıdaki insana özgürce sevebilme duygusudur. Egolardan sıyrılıp karşıdakini olduğu gibi kabul edip sevebilme sanatıdır. Eğer aşk bir insana bağlılığa dönüşürse işte o zaman bu ilişki boyutuna geçer ve olay çirkinleşmeye başlar. Eğer bir insanı seviyorsan onun kanatlarını kırmayacaksın onun özgürce uçmasına yardımcı olacaksın işte gerçek sevgi böyle olmalıdır. Ama zamanımızda maalesef bırakın sevdiğimiz insana kanat takmayı onun mevcut kanatlarını da elinden alıyoruz.https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-9336423064079610&output=html&h=284&adk=551689240&adf=960191626&w=340&lmt=1588499786&num_ads=1&rafmt=16&sem=mc&pwprc=4066829772&psa=1&guci=2.2.0.0.2.2.0.0&ad_type=text_image&format=340×284&url=https%3A%2F%2Fwww.masalperim.com%2Fask-nedir%2F&flash=0&pra=3&wgl=1&fa=27&adsid=ChEI8Ne59QUQ_b_Vtb24q7e7ARJIAK6IAAOuPKJ48n6h7yGYUXQTDWWcUojTr9gTfsDa14M5YgBdQa3m9RxL3FwHQeSosR8nupGNl5dVBlAe7MEAX0kWOHCF7oAL&dt=1588499785995&bpp=8&bdt=1325&idt=-M&shv=r20200428&cbv=r20190131&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&cookie=ID%3Db843f3958a866bbe%3AT%3D1588499645%3AS%3DALNI_Mbu-kqin5FqixzHwrXziPdmIOPL2A&crv=1&prev_fmts=0x0%2C360x300&nras=2&correlator=6948400699962&frm=20&pv=1&ga_vid=327244726.1588499785&ga_sid=1588499785&ga_hid=1911444659&ga_fc=0&iag=0&icsg=42532842&dssz=17&mdo=0&mso=0&u_tz=180&u_his=48&u_java=0&u_h=760&u_w=360&u_ah=760&u_aw=360&u_cd=24&u_nplug=0&u_nmime=0&adx=10&ady=1273&biw=360&bih=628&scr_x=0&scr_y=0&eid=21065472%2C21065474%2C21065532%2C26835105&oid=3&pvsid=2770750673851602&pem=111&ref=https%3A%2F%2Fwww.masalperim.com%2Ftag%2Fask-ustune-yazilar%2F&rx=0&eae=0&fc=1408&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C360%2C0%2C360%2C628%2C360%2C628&vis=1&rsz=%7C%7Cs%7C&abl=NS&fu=8208&bc=31&jar=2020-05-03-09&ifi=2&uci=a!2&btvi=1&fsb=1&xpc=ND9at32f7y&p=https%3A//www.masalperim.com&dtd=99

Aşk biyolojik bir ihtiyaç değildir, aşk ruhsal bir ihtiyaçtır çok daha derinlerde gizli olan ve dünyada çok az insanın gerçek anlamda tecrübe ettiği kutsal bir duygu halidir. Aşk karşılık beklemeden koşulsuz bir şekilde karşıdaki insanı sevmektir. Eğer koşullara bağlanırsa artık orada aşk değil çıkar ve ego vardır. Egonun olduğu yerde gerçek aşk barınamaz. Egosuzluk durumunda ancak gerçek bir aşk vücut bulabilir. Aksi halde orada gerçek bir aşktan söz etmek imkansızdır.

Aşkın tutku ile karıştırılmaması lazım sizler genelde tutkuyu aşk sanıyorsunuz oysa tutku farklı bir duygudur. Gerçek aşkta hayal kırıklıkları olamaz çünkü gerçek bir aşkın içinde karışıklı beklenti yoktur. Beklentinin olmadığı yerde hayal kırıklığı da oluşamaz. Fakat pek çoğunuz aşk yaşadığını sanırken hep bir beklenti içinde olursunuz işte düşülen yanlış durum budur. Beklenti aşkı kirletir.

Aşk insan hayatının en önemli deneyimidir eğer bir insan aşkı gerçek anlamda deneyimleme şansına sahip olmamışsa bu insanın hayatı bildiği söylenemez. Hepimiz bu dünyaya sevmek ve sevilmek için geldik o halde karşımızdaki insanları gerçekten sevmeye başlamadan evvel önce kendimizi tanıyalım önce kendimizi sevelim daha sonra karşıdaki zaten bizim sevgimizde ki gücü hissedecektir.

Hayatta herkesin hak ettiği aşkı sevgiyi mutluluğu bulması dileğiyle yazımızın sonuna gelirken hepinize mutlu olduğunuz bir hayat, ömrünüzün sonuna kadar sevebileceğiniz bir sevgili, ve sonsuza kadar sürecek bir aşk bulmanızı diliyorum aşkın her hali güzeldir. Unutmayın aşık olmayıncaya kadar hayattaki bir çok duygunun ne kadar yoğun yaşandığının farkına asla varamaz insan… Sevmek, sevilmek, kıskanmak, üzülmek, özlemek, kabullenmek, bu duyguları hepsini birisini gerçek anlamada sevdiğiniz zaman çok yoğun bir şekilde yaşayacaksınız…

Sensizlik Çok Zor

Bazen kendi kendime diyorumki kapat şu defteri, unut gitsin sen elinden geleni yaptın, olmuyor işte kendini daha fazla üzme diyorum ama olmuyor yapamıyorum. Seni düşünmeden duramıyorum, her gün hayalinle, seninle mutlu olduğumuz asla birbirimizi bırakmayacağımıza dair günleri düşünmekle geçiyor. Senin parfüm kokun gelince burnuma etrafıma bakıyorum. Hani nerde diye yanıma gelince her şeyi silip baştan başlıyorum, her günümü senle geçirmek istiyorum, gözlerine bakarak uyumak istiyorum, kokunu içeme çekerek yatmak istiyorum. Hani onları düşlerken bile çok mutlu oluyorum. Sonra aklıma geliyor imkansız olduğu, bütün dünya başıma yıkılıyor, o anı düşünmek istemiyorum, çünkü hayali bile çok güzel mutlu ediyor. Belki o anlık ama o bile yetiyor sevmekle hatamı yaptım tabi hayır dünyaya bir daha gelecek olsam tekrar seni tanımak, sevmek isterdim. İlk doğrum ve son doğrum olacaksın bu dünyada, çünkü sevdim, aşık oldum, alıştım sana, benden bi parça oldun sen yokken bir şeyler eksik duruyorum. Biliyorum biz diye bir şey olmayacak ama hayalimde bile olsan yeter bana, çünkü amaçsız karşılıksız sevdim seni. Geç saatlere kadar sana sayfalar dolusu şiirler, mektuplar yazan bu eller, bir bakışınla tutmaz oluyor, galiba sensiz olmuyor. Adını çaresizlik koyduğum bu anlamsızlığın içinde boğuluyorum, bu yüzden her defasında yenik düşüyorum ya kendi aşkıma, tek yürekte yaşattığım karşılıksız aşkıma, Sonunu bilmem ama sessizce sevdim seni, sessizce büyüttüm hayallerimde ve sessizce sevmeye devam edeceğim. Seni her gün bir önceki günden daha çok seveceğim, Belki de dünya da hiç ama hiç kimse “seni benim kadar sevmeyecek.” sevemeyecek eminim. Bunu biliyorum ya içim rahatlıyor, adamlık bunu gerektiriyor, tek kadın ve sonsuza kadar onu sevmek.